Geçenlerde ortaokula giden yeğenimin ödevine yardım ediyordum. Bir fizik sorusunu okuduktan sonra hiç düşünmeden telefonuna yöneldi ve bir yapay zekâ aracına sordu. Yanıt birkaç saniyede geldi, üstelik doğruydu. Ama ona “Peki neden böyle?” diye sorduğumda, cevabı bilmediğini söyledi. Yanıta ulaşmıştı, ama soruyu hiç yaşamamıştı.
Yapay zekâ araçlarının öğrenme sürecine sunabileceği katkıları küçümsemiyorum. Doğru kullanıldığında bir konuyu farklı açılardan açıklayan, sabırlı ve her zaman ulaşılabilir bir yardımcı olabilirler. Asıl mesele, bu araçları düşünmenin yerine değil, düşünmenin yanına koyabilmekte. Aracın verdiği yanıtı sorgulamak, en az soruyu sormak kadar önemlidir.
Soruyla birlikte kalabilmek
Bilim tarihine baktığımızda, büyük buluşların çoğunun bir soruyla uzun süre boğuşmanın ürünü olduğunu görürüz. Merak, belirsizliğe katlanabilme becerisiyle birlikte gelişir. Bir sorunun yanıtını hemen bilmemek, zihnin farklı olasılıkları denemesine imkân tanır. Bu süreç, öğrenmenin en kalıcı izlerini bırakan kısmıdır. Kolay yanıtlar ise bu izi silikleştirebilir.
Öğretmenlere ve ebeveynlere düşen görev, çocuklara yapay zekâyı yasaklamak değil, onunla nasıl soru sorulacağını öğretmek. Örneğin önce kendi tahminini yazmak, sonra aracın yanıtıyla karşılaştırmak ve farkın nedenini tartışmak, hem eleştirel düşünmeyi hem de merakı besleyen basit bir alışkanlık olabilir. Böylece araç, öğrencinin yerine düşünen değil, onu düşünmeye kışkırtan bir yardımcıya dönüşür.
Yeğenimle o akşam soruyu birlikte, kalem ve kâğıtla yeniden çözdük. Sonunda yüzünde beliren o “Şimdi anladım” ifadesi, hiçbir aracın saniyeler içinde veremeyeceği bir şeydi. Belki de en büyük sorumluluğumuz, çocuklara her yanıtın ardında yeni bir sorunun beklediğini göstermek. Çünkü merak, bir kez söndüğünde yeniden yakılması en zor kıvılcımlardan biridir ve onu korumak hepimizin elinde.
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.